4/07/2008

Pervane

"Sen parla ben döneyim aşkının etrafında, bir yanıp bir söneyim alacakaranlıkta…"

-der bir şarkıda.Nasıl bir şeydir acaba pervane olup dönmek, naz yapar gibi bir yanıp bir sönmek.İnsan bir kişiyi dünyanın merkezi sanabilir ve kendini buna inandırabilir mi? Aşk etrafında dönülecek bir şey midir? Bir turunu kaç günde tamamlar.Ne zaman dünyaya yaklaşıp uzaklaşır, gelgite neden olur mu?Pervane yolunu nasıl bulur, bulduysa bile ateşe kapılmadan yoluna nasıl devam eder? Bunlar pervanenin derdi tabii, biz sadece düşünce kalıpları olarak pervaneye yardımcı olmaya çalışıyoruz.Pervane duy sesimizi…

-Eyy pervane, neresidir gittiğin?
Uzak bir ilçedir…
-Adı yok mudur?
Vardır da söylemezler
-Nasıl gidilir
Düz gidilir,yol bitince bilinir
-Eyy pervane aç mısın tok musun?
Yokum…
-Kaç zamandır seferdesin?
Epey ilerdeyim
-Eyyy pervane doğru cevap verecek misin?
Eğri miyim ki doğrulayım
-Kimdir yolun ucundaki?
Diğer bir yoldur….

-der pervane dış sese…o da kulağını tıkamak ister ama bastıramaz dış sesi.Demek ki pervane de kararsızdır, demek ki pervane de düşüncelidir etrafında yanıp söndüğü aşk için.Belki de umuttur alacakaranlıktaki tek ışık.Yani belki de pervane dönmeyi, yanıp yanıp sönmeyi seviyordur, kim bilir? Pervaneyi alıp da karşımıza oturtamayacağımıza göre dış sese kulak vereceğiz.O da susmalı…susturulmalı ama almış işte arkasına bir güç konuşup konuşup duruyor.Adı üstünde dış ses.Hep içimizin artıklarından beslenen kısık ses.Dinlersek nice olur halimiz.Pervane yoluna devam etti, dış ses içine saklandı ama dışlanmaya mahkum kaldı.Dış ses yine oyuna alınmadı, pervanenin eteğine sarıldı.Her sesin mahkum olduğu gibi, ses de uçup gitti.
Yine elde var pervane ve bir avuç yol…

Begüm

Mavi kuş, her daim sarhoş...

Farkettim ki ben Bülent Ortaçgil çalarken daha rahat yazıyorum, hep denk gelecek değil ya bir de baktım o da bu işin içinde (: Yazının başına tam oturmuştum ki birden "mavi kuş" çalsın diye mırıldandım ve listeden onu seçiverdim.Gizli bir uçma isteğim mi var bilinmez ama kendimi yeterince ele veriyor gibiyim.

mavi kus

her daim sarhos

Hafif hafif vuruyor yüzüme melodi, hani terlersin de arkandan esen rüzgar terini alıp götürürken bir ferahlık çöker ya…aynen öyle.

Şu sıralar kanatlarımı keşfetmekle meşgulüm.Artık iyiden iyiye biliyorum uçabileceğimi.Üstelik inanıyorum da…Sanırım ayağımı yerden kesmem yetecek.

zararsız küçük yalanlar gibi

yağmurdan kaçanlar gibi
bütün vapurları kaçıranlar gibi
gel hiç üzülme

Bana da hayat bu dizeleri fısıldıyor sanki.Her şekilde yine hayata dönüyorum.Bazen sırılsıklam, bazen yana yakıla, bazen çaresiz…bir şekilde geliyorum.Sağ olsun şimdiye kadar hiç geri çevirmedi beni.Ben mavi kuş, konuyorum hep penceresinin önüne.

Artık konacak dal kalmadı, çiçek kokusu yok olalı çok oldu sokaklarda.Hatırlıyorum, eskiden, en azından ben ilkokuldayken çiçek kokardı sokaklar, ne bileyim arı sokardı en azından, eskiden arı vardı hatırlar mısınız?Eskiden olan pek çok şey gibi arı da vardı.Yine tek tük görülüyor tıpkı aşk gibi, umut gibi…işte tek tük ve …

Ben de kıdemli ama uçmamış, uçamamış bir kuş olarak ancak tanıyabiliyorum dalları, balkonları, gökyüzünü.

saksağanın şakası sandılar

muhabbet kuşları ve papağanlar
belki de arkadaşındırlar kargalar gibi karaladılar
kırlangıçlar ve serçeler bize biraz yalan söylediler
çok saftık

Saftık…ya da saf-tık.Hep taraf tuttuk.Maçlara gittik, küfürler ettik.Kavga ettik hep bir kenara çekildik, bir adam/kadın sevdik onun tarafına geçtik.Neler neler ettik…Küçükken bile topu olmayanla oynamadık, bebeği yoksa evciliğe almadık.Hep saftık değil mi, kim kandırdı bizi?

mavi kuş sanki bir düş

kaşla göz arasında
geceyle gündüz ortasında

Mavi kuş gerçekle hayal arası bir ada.Bir nefeslik canı var tıpkı sigarada kalan son nefes gibi.İçindeki dumanı üflemek ister insan, tıpkı kanatları varken uçmak istemesi gibi.Yarın belki bir tüy düşer omzuma, mavi kuşun tüyü.Belki de şeytan tüyü olur…hayat sevdirir kendini bir şekilde.Hele ki karşısındaki sarhoş bir mavi kuşsa.Yol iz bilmezse ve ısrarla gökyüzüne uçmak isterse.Mavi kuş bir hoş, biraz mayhoş, biraz sarhoş…

Begüm

Mektubunuz Var...


Hep ben mi geleceği bekleyeceğim...nedenmiş ...bu sefer de o beklesin mektubumu. Kendilerini hafifçe eleştirdim ama insanın sevdiğine geçermiş nazı ya o hesap benimki. Elimde kalem yazdıkça yazdım ve işte sonuçlar...

Gece, melek ve bizim çocuklar

Kahramanlar

Kır kahvesi

Hayal diyarı


Bu dört başlık şu anda yazmakta olduğum yazının satır arası güçleri. Yazmak güçlendiriyor yazmak seni sana seni bana anlatıyor. Yazacaklarımı sen oku istedim, hani bazen söylenecek çok şeyin olur ama yıllanmış şarap tadındaki dostlarına bile anlatmak zor gelir ya, hani tarafsız bir bölge olur ve keşfedilemez bir türlü ama seversin o bölgeyi ve kaçarsın zaman zaman işte sanırım kaçıp geldim bölgeme. Bu akşam çizginin bu tarafına geçip karşıdan gördüklerimi yazmak istiyorum.


Kahramanız hepimiz, sıradışı yeteneklerimiz yok belki ama kimbilir henüz keşfedilmemiş neler var içimizde. Hayat kurtarıyor ya da olanı mahvediyoruz. Hepimiz birbirimize bağlıyız, kan bağı , göbekbağı değil belki ama bağ işte...ister ayakbağı de ister üzüm bağı ama bağlıyor ya sanırım bu da yetiyor. Bazen olan bitene anlam veremiyoruz oysa her şey kendi zamanında yerine oturuyor. Gelecekte anlayabileceğimiz bir olay bugün şekilleniyor yani aslında gelecek de bugünde saklı. Özetle: Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için...


Şu anda yazarken kır kahvesine oturmuş da çayımı yudumluyor gibiyim. Sanki gözlerimi kapasam arkamda bahar dekoru ve yüzümde meltem olacakmış gibi geliyor. Hayatı bir kez daha masaya yatırdık ya keyif verdi sanırım:) Yaşam da hep kır kahvesi tadında olsa, dumanı tütse anıların ve tekrar tekrar yaşasak. İdeal dünya nasıl olmalıydı acaba?Hayaller, hayaller, hayaller...Parmak izi gibi. Aynı şeyleri dilesek bile aynısı olmuyor. "İnsanın değeri aradığı şeydedir" der ya Mevlana, bu hayatta neler arıyor umuyoruz. Neler içimizi acıtıyor?Sağlık ve huzur mutlaka var ama bir şey olmalı bizi duraksatan, içimizde yer eden. Defalaraca yendik, yenildik. Tam teşekküllü savaşçılar olduk. Kulplar bulduk, kulbumuza dar geldik. Şairin dediği gibi sevgileri yarınlara bıraktık, kimi zaman acele edip bugünlere taşıdık. Biz yüreğe sevgi koyduk ama insanlara getiremedik, orta yol bulamadık. Üzdük, üzüldük; sevdik, sevdiğimizi sandık, sevildik. Güçsüz kaldık ve inanmadık kurduğumuz hayallere. Oyuncak gibi kırdık hislerimizi. Yeni oyuncaklar istedik oysa eskisi kırık dökükken bilemedik oyunun tadı olmayacağını. Öyle ya da böyle oynadık. Bizce adildik belki, yine de içimizdeki dalgalara kapıldık çoğu zaman. Ne kadar su yuttuk bilinmez ama yine aynı deniz bizi kıyıya bırakan. Bir şekilde yüzmeyi öğrenmiş olmalıyız...Bu dünyanın çocukları haylaz da olsa hala dünyayı ittirebilecek güce sahipler. Güzel bir şeyler olmalı bizi bağlayan bu dünyaya, kan bağı değil belki ama yürekten gelen. İşte adı her neyse...

Çalakalem...

gecenin şapkasından
güneş çıkarır insanlar
ilüzyon bozulur gün aydınlanınca
göz açıp kapayıncaya kadar
kaybolur anılar

dehlizde bir çark
dişlisinde ömürler
bir ömür karşılığı bir ömür versek de
yetmiyor nefesler geleceği saklı tutmaya

her siyahta beyaz bir karanfil
suya düşse mürekkep olur
beyaz sayfada güneş tutulur
kara kalem beyaz bir gül omzunda
koklasak dilimizde karanlık laflar
acı kahve misali
gülün kokusu tesellisi sözlerinin

hayaller hayaller hayaller...
sonsuz vaadlerle uzatmalı ümitler
zararlı satışlarda zararlı alıcılarız
umut tacirleri umut zincirleri
kaç umut tükettik bir halka olabilmek için

düşünce düşünceyi götürür
satamadan getirir
fikir adamıyız ya hepimiz
fikreder,zikreder dururuz

dehlizde bir çark
dişlisinde umutlar
bir umut karşılığı bin olasılık
olası sonuçlara olası yanıtlar verdik

her siyahta bir beyaz saklı
beyazın aklı siyahta kaldı

her siyah gölgesi beyazın
her beyaz avcısı karanlığın

Begüm
***Fotoğraf: www.satirarasi.wordpress.com dan alıntıdır

Gibilerden bir gibi...

Sondan başa sayar gibi rakamları
Onlar hanesinden birlere geçer gibi
Seksek oynayıp yanlışlıkla basmak gibi…
Gibilerden biri…

9,8,7…
geçmişe dönüş gibi
1’e gittiğimizde
yeniden doğmuş gibi

Gibilerden bir gibi…
Senin gibi benim gibi…
Günlerden bir gün
Yaz gibi kış gibi

1,2,3…
tekrar dönmek gibi
eski bir şarkıyı yeniden duymak gibi
10’a geldiğimde
Ona dönmek gibi

Gibilerden bir gibi beğen kendine…
Bizim gibiler için bir sayı tut içinden
1 gibi ya da On gibi…

Begüm

Değirmenlere Karşı...

“ve sen,ben değirmenlere karşı
bile bile birer yitik savaşçı...”

Şarkımı mırıldanırken alıp çıkardım seni tarhinden.Güncelledim bıraktığımız yerden itibaren.Zaman bunamışken ve geçmişi bugüne taşıyorken şarkının tam da ortasına bıraktım seni...çık çıkabilirsen içinden.Bilmem kaçıncı kez çalıyorken seni defalarca kaydediyorum...Hani Galileo gibi kiliseye diklenip "Aşk Yuvarlaktır" desem ciddiye alıp açık denizlere yol alan olur mu?Ya da acaba halkın önünde ateşe mi verilirim.Kazın ayağı zamanın kuyruğuna basmışken ve hadi canım sen de desem adamın birine ve o adam dese bana “sana ne”,şaşırır mıyım acaba?Basınç farkı olmasaydı ve rüzgarlar kendi memleketine taşınsaydı değirmenim döner miydi,ufalar mıydı zaman öfkemi.İyi niyet puan aldıysa seksek oynarken ve mahallenin en delikanlısı yakar topta alırsa bir canımı ve fasülyeden bile saymazsa hayat kazancımı,banka faize koyar mı yaptıklarımı?Peki ya derse gişe memuru borcunuz var ve benim cebimde metelik bile olmasa bulaşık yıkamayla kurtulur muyum düşerken aldığım yara berelerden.Kalbimi küçülttürmeye gitsem esTRİCKçiye hafifler miyim kuş gibi...hava sıcak,zeytinyağlı sevmek lazım...çarpmasın kızartma aşklar.Kısık ateşte pişir hisleri aman ha dikkat et yanmasın.Şimdi de hararet bastı hızlı yemekten,7'den sonra sevilmez fazla.Süt içmedim dilim yandı halbuki;tekrar içsem bastırır mı ki?Baktım vakit geç olmuş,kaset döndürüyor kendini,güneşe veriyor sırtını anılar yansın diye...Ben mırıldanırken tarihte adı geçmeyen bir kahramanın adını,belgeselini yaptım çok ufak bir olayın...
Begüm

Not: Yukarıda alıntı yapılan şarkı sözü Bülent Ortaçgil’in “Değirmenler” adlı şarkısındandır.

Delinin Akıllısı...



Akıllı ya da safın tekiyim…hem ne fark eder aşk mantığın kaçış planı değil mi,yani herkes hayatında en az 1 kez deli.Delinin biri olma ihtimalim yüksek,en azından normal olduğumu iddia etmiyorum.Yani her an her şeyden cayabilirim.Sırf bunun için bile delebilirim deliliğin dibini.Kafamda görünmez bir huni taşıyorum yani şaşırmayın melek filan değilim sadece deliyim.Huni taşıyorum zihnime yüklenenlerden ötürü.Dolma ihtimali yok benim aklımın ne de olsa boş değil mi?Çeşmeyi aç huniye de gerek yok,depo yaptır hatta hani sular filan kesilirse aman kafan köpüklü kalmasın.Boşver ne de olsa ben durulanmak için epey geç kaldım…Kuru ve gür kahkahalar atarım nazik kulaklar için.Güldüm mü baktırırım çünkü anlamsızın anlayanı çok olur dostlar…Şöyle dön bi bak kim bu 32 diş meraklısı deli?Bak bak çekinme…Dişçi değilim korkma,ben olsa olsa dilimi çekerim.Bak hem burnuma kadar değdirebiliyorum da.Marifetim bu,peki nerde alkışlar???Bu da mı yok hayatın repertuarında?Oysa ben orkestramla hiç prova yapmadım hem nezleyim sesim de kötü ama kasetim çok satıyor!!Mazur gör beni seyirci…Bir deliyse eğer muhatap olduğun,çok sorgulama aklından geçeni.Kaldırım olmuştur onun zihni,yürü ve geç sakın ha takılma.İşportacısı,boyacısı,biletçisi sahipleniverir seni sahipsiz sanar.Burdan çık doğru ait olduğun mekana.Hem ne var tekrar gelecek,iki geldin diye para da almıyoruz ama bi dahakine ekstraya girer bilesin.Gülüp nasılsa deli diyip geçeceksen efendi gibi otur karşımıza,sökül paraları.Deliler de para kullanıyor unutma…Unutma ey akıllı…unutma bir gün o kaldırım taşlarının kendi zihnine örüleceğini.Defolu delilik artık her yerde aldanıp kanma.Giyersen bir gün normal sandığın o gömleği delilik işler çiğerlerine ve gömlek gömüldüğün bir dolap olur bir anda.Aman ha çarşıda pazarda dikkat…dikkat akıllı kardeşim…karşında durup bakana aldanma;gözler de yalana alışmış,baksana fıldır fıldır ortada…Akıllının delisi olur mu deme…olur olur akıllının türlüsü çok gider akşam yemeklerinde…akıllıdan kaç çeşit yemek çıkar bilir misin…sen yine de akıllı ol sadece akıllı…delinin akıllısı bunu yapmayı öğrendi artık…
Begüm

HoKkabazın Tılsımı


Hayat bir ilüzyon....göz yanılması.Hayata,olaylara,insanlara bakışımız o kadar taraflı ki algıladıklarımız tamamen bize yansıyan,inanmak istediklerimizi gösteren şekilde işliyor.ne yazık ki akılla kalp arasındaki yolu uzun tuttuğumuz için üç beş kelimenin içinde gelişiyor yaşamlarımız.hepimizin elinde bir tılsım savuruyoruz olduğumuz yere,nereye savrulacağını bilmeden...hepimiz birer peri olduğumuzu sanarak konuyoruz uçmayı bilmeden yüreklere gelişigüzel.oysaki hiçbir şey göründüğü,duyulduğu gibi değil.olan biteni yani gerçeği anlamak insanın kendisine yakın olmasıyla ilintilidir ki bu hayatın bağlarını beline dolamaktır.bilinmelidir ki hayat peşin alıp veresiye verir.yani bazen mutluluklar büyümek için hüzünlerle beslenir.yani bazen her şey göründüğünün tam tersidir ve belki de mutluluk cümleyi tersten okumakla mümkün olabilir.işte hepimizi aynı gökkube altında toplayan dünyamız bunu,hayatımızda olan fakat varlığından haberdar olmadığımız Hokkabazlarla(!!! )daha güzel kılabilmektedir.onlar ki hayatları her ne kadar etiketlemelerle,haksız sıfatlarla gölgelense de tebessümle çerçevelemeyi başarabilmektedirler.onlar aslında çekilmez denilen dünyayı omuzlarda taşıyanlardır.bazı Hokkabazlarsa(!!!)tüm gerçekliğiyle yıkarlar ümitleri,o insanların ellerini tutunca yüreklerine ulaşamazsınız.bu yüzden hemen yanıbaşınızda duran insanlara birkez de alıcı gözlerle bakın.gördükleriniz iz bırakanlardan mı yoksa adımları takip edenlerden mi???
Begüm
***resim,www.pazarlamaciyizbiz.wordpress.com'dan alıntıdır.

Rahat olmanın dayanılmaz hafifliği...ohh bee

Gülüp geçmek güzel şeymiş sahiden. Düşünme eyleminden tamamen vazgeçmek…nasıl tatlı bir duyguymuş anlatamam. Hayat ne zaman zorlasa beni sınırlarım genişliyor sanki. Dünyayı yavaştan ele geçiriyormuşum gibi, aynı anda her yerde olabilecekmişim gibi. Bu gibiler nasıl keyifli ahh ahh…

Geçiyormuş zaman…geçerken zaten bacağına sarılamıyorsun olayların, onlar da gitmeye hazır misafirler gibi eşikte bekliyorlar. Bilmek…ah o mastar ekinin en güzel hali...Bilmek işimi kolaylaştırıyor şu sıralar. Hayatı kendine zorlaştırmanın bir manası yok o bile geçerken. Bence insanı üzülmeye iten ölümsüz olduğunu düşünmesi. İnsanlar bundan mütevvelit kırıp dökmeye çok meraklılar, ne de olsa yeniden yapmak için vakit çoook. Koca bir çoklukta koca bir boşluk işte. İnsan tökezlediği zaman insanlaşıyor; insan tökezlediği zaman, zamanla oturup çözüm arıyor. Umudun bittiği yerde özgürlük başlıyor. Bir şekilde yuvarlanıp gidiyoruz.

Beklemek her şekilde yorucu bir duygu, zamanla fiziksel yan etkileri de gözlenebilmekte hatta. Bizler kanmaya, inanmaya çok müsait varlıklar olmamız sebebiyle beklemeye de çok meyilliyiz. Ne hale geldiysek hep o “geniş zamanlar”dan oldu. Bir günler, keşkeler, ahhlar, vahlar tüketti bizi…artık tükenişe verecek fazladan bir cevabım bile yok. Hatta sabrımı o kadar zorladılar ki artık durmak rahatsızlık veriyor. Gayet bugünde gayet şu anda yaşıyorum. Ondan,şundan,bundan daha gerçeğim,daha şimdideyim.

Küçüklükten beri hep düşünerek konuşmayı, mantık süzgecinden geçirerek iş yapmayı öğretmek istediler bize. Hayatım boyunca ki çok da uzun yıllardır dünyada sayılmam neyse işte 22 yıl, 4 ay, 2 gün ve 2 saat boyunca hep oto kontrollü ve bu öğrettikleri şekilde yaşamaya çalıştım ve gayet de alışkındım, taa ki artık bu alışkanlıklarımın hayatımın ritmini bozduğunu anladığım birkaç gün öncesine kadar. Yetti bee dedim…gerçekten yettirdiler. Hep idare hep iyi niyet…yangından ilk kurtarılacaklar listesine bir türlü giremedim bunca özveriye rağmen. Madem ateş riski hep var olacak, ben de bile bile lades yapıp patlayıcı maddeyle gezmem, keyfime bakarım. Hiçç yani…düşün düşün sonu yok bu işin. Bir yerden sonra inan beyin de bıkıyor senden. Şayet beni emekliye ayırdı bile, bir süre uğrama buralara dedi. Baktım patron o yüklendikçe yüklendim. Yok maaş dedim yok zam dedim…patron da kapıyı gösterd,i buyrun bu tazminatınız dedi.Hakettim ben…e be güzelim madem çok muhtaçsın, ne iş olsa yaparım diyorsun; burnun bu kadar havada gezme.Beyne de biraz anlayışlı davran…Neyse işte siz diyin gençlik ben diyim cahillik yaptım bir hata ve “kafadan” kovuldum. Yine de yiğitliğe sürdürmemek için ben çıktım dedim. Siz de bozuntuya vermeyin.

Ben artık eski ben değilim, olmaya da şu ruh halimle niyetim var dersem lütfen beni durdurun. Yalan söyleyecek değilim, tabi bu gerçeklerle ne kadar ahbap olduğunuzla da alakalı. Ben söyliyim dedim o ayrı. Nerde kalmıştık..hah eskiye dönüş bende artık sadece şarkı ve sohbetlerde olur. Aksi taktirde bi zahmet “geçmiş” bana dönüp bi baksın, baksın da ne kaçırdığını görsünJ.Hiiç yeltenmem, hiç rahatımı bozamam. Geyet işimdeyim gücümdeyim. Geçmiş; histerik, bunalımlı, evde kalmış bir kız kurusuyken beni kıskanmayı bırakıp biraz yola gelsin. Bu kafayla hayat çekilmiyor, canım da çekmiyor…Bundan sonra derinlerde barındırdığım iyi niyetimi sarmalayaraktan ama bundan kimseye bahsetmeden ve hayatın bayıldığı o cool tavırla yoluma devam edeceğim. Hayatı kandırabileceğimi sanıyorum…Artık yokum… beni eski bunalımlara, eski plaklara, o takılıp durmalara çağırmayın gelmem. Derya Baykal izleyip ve o meşhur “hayaaal gücünü al, hayaall gücünü al sen deee” adlı jenerik müziğini dinliyip, hayatın bana verdiği nimetlerin kıymetini bilerek umutlu kız doğaçlamasını yapacağım. Bence siz de bir deneyin. Müsriflik yapmayıp eski üzüntülerden, hayal kırıklıklarından masa örtüsü, efendime söyliyim yastık filan yapmayı deneyin. Kendinizi heba etmeyin anacım…zırt pırt ağlayıp da gözleri şişirmeyin, balon yapıp oynamayın.Şu kışı atlatsak önümüz yaz…şimdiden Sibel Can diyeti yapın, anlamsız ama eğlenceli şarkılar dinleyin, güneş açmış gibi terleyip toksin atın. Daha da konuşturmayın beni…mutlu olmak istiyorsanız mutlaka olun. Abartmayın yaşayın….

Begüm